Pisagor Bir Katil Miydi? Pisagor Öğrencisini Mi Öldürdü?
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin!

Tarih

Pisagor Bir Katil Miydi? Pisagor Öğrencisini Mi Öldürdü?

Ders kitaplarında, makalelerde oldukça çok rastladığımız isim ünlü İyonyalı matematikçi Pisagor öğrencisini neden öldürdü? Hepsi yazımızda…

Published

on

Hippasus, ünlü İyonyalı matematikçi Pisagor’un öğrencisidir. Hippasus’un önemli çalışmaları vardır ama Pisagor ve okulu bu çalışmalara tepki göstereceği için bu çalışmalarını paylaşamıyordu. Peki neden paylaşması neden sakıncalıydı? Çünkü Hippasus irrasyonel sayılar ile ilgili ilk adımı atmıştı. Pisagor ve okulu ise rasyonel sayıları tanrıları olarak görüyordu. Eğer çalışmalarını paylaşır ise Pisagor ve okulunun inançlarına karşı gelmiş olacaktı.

Pisagor Bir Katil Miydi? Pisagor Öğrencisini Mi Öldürdü?
Pisagor Bir Katil Miydi? Pisagor Öğrencisini Mi Öldürdü?

Ama bir gün çalışmalarını açıklamaya karar verdi ve öyle de oldu. Pisagor’a bir soru yöneltti. Pisagor bu soru üzerinde günlerce düşündü ancak bir cevap bulamadı. Bu soru Pisagor okulunu derinden sarsmıştı. Pisagor sinirlenmişti. Yaşananlardan sonra Pisagor Hippasus’u denize attırarak öldürttü.

Tabi ki bu olay kesin kanıtlara dayandırabileceğimiz bir olay değildir. Hippasus’a ne olduğunu kesin olarak bilemeyiz. Ancak şunu unutmamalıyız ki Hippasus’un matematiğe irresyonal sayıları bularak gerçekten büyük katkıları oldu.

Sitemizin ismi de matematiğe büyük katkıları bulunmuş ve haksızlığa uğramış Hippasus’dan gelmektedir.

Bir diğer teknoloji yazımız olan “Google’Dan Huawei’ye Büyük Darbe” isimli yazı için tıklayın.

Bunlar Kaçmaz:  İnsanların farklı türleri var mıydı? Kardeşlerimiz kim? Biz kimiz?
Advertisement
Yorum yap

Yorum Yazın

Tarih

İnsana Tapan Dinler: Liberal, Sosyalist ve Evrimsel Hümanizm

Bu yazıda Hümanizmin Çıktığı Ortam, Ne Olduğu Ve Hümanist Dinler Olan Liberal Hümanizm, Sosyalist Hümanizm, Evrimsel Hümanizm Hakkında Bilgi Verdim.

Published

on

Hümanizm Nedir?

Sözlük anlamı “insancılık” olan hümanizm , Orta Çağ Avrupa’sında Katolik Kilisesinin baskı ve eylemleriyle geri plana atılıp ezilen insanların fikir düşüncelerini geliştirmesi sonucu ortaya çıkmış bir kavramdır. Tanrı-merkezcilik reddedilir ve insan-merkezcilik esas alınır. Bu ideoloji din gibi işlediğinden din dememiz aslında yanlış olmaz. İslam, Hristiyanlık tarzı dinler tanrıya tapan din olarak geçerken Hümanist dinler insanlığa tapan dinler olarak geçer. 

Hümanizmin amacı 

Hümanizm insana saygıyı ön plana çıkarır, insanı değerli görür ve amacı bütün hayatı insan için en iyi yapmaktır. Ne kadar sınıflar arası farkı kabul etmez ve eşitlik ön plandadır demek istesem de bunun olmadığı örnekler de görebiliyoruz.

Hümanizm Çeşitleri

1- Liberal Hümanizm

Günümüzün en önemli hümanist mezhebi insanlığın en temel özelliğinin bireysellik olduğunu, bu yüzden de birey özgürlüğünün kutsal olduğuna inanan liberal hümanizmdir. Bu düşünce biçimi insanlığın kutsal niteliğinin her bir bireyin içinde olduğuna inanır ve her bir insanın çok özel olduğunu düşünür. İçimizdeki bu şeye de iç ses deriz. Bu yüzden zor bir durumla karşılaştığımızda iç sesimizi dinlemeliyiz yani insanlığın sesini. Liberal hümanizmin temel ilkeleri dışarıdan gelen zararlara karşı içimizdeki bu sesi korumaktır, bu ilkelerin tümüne de “insan hakları” diyoruz. Liberal hümanizm insanları kutsallaştırsa da tanrıyı yok saymaz.

2- Sosyalist Hümanizm

Sosyalistler insanlığın bireyselden ziyade kolektif olduğunu düşünürler, her bir bireyin kendi iç sesinin değil insanlığın tamamının kutsallığına inanırlar. Liberaller bireysel özgürlüğü hedeflerken sosyalistler tüm insanlar arasındaki eşitliği hedeflerler. Eşitlik en kutsal değer onlar için.

Bunlar Kaçmaz:  İnsanların farklı türleri var mıydı? Kardeşlerimiz kim? Biz kimiz?

3- Evrimsel Hümanizm

Bu başlıklar arasında belki de en ilginç olanı, evrimsel hümanizmin en ünlü temsilcisi olan Naziler. Diğer hümanistlerin aksine Naziler, insanlığı evrensel ve ebedi görmeyip evrim geçirip bozulabilecek bir şey olarak görüyordu. Bu yüzden onların aklında ” üstün insan”, “alt insan” gibi tanımlar vardı.

Nazilerin temel hedefi insanlığın bozulmasını önlemek ve bütün insan nüfusunu üstün insan yapmaktı. Bu yüzden aklınca insanlığın en gelişmiş biçimi olan Aryan ırkının korunup güçlendirilmesi gerektiğini, bozulmuş insanlar olan Yahudi, Çingene, eşcinsel, engelliler vb. karantinaya alınması ve yok edilmesi gerektiğini savundular. Eğer bir Aryan ile bu ırklar evlendirilir ise insan genetiği bozulabilir ve yok oluşa doğru gidebilir diye düşünüyorlardı. Aslında o dönemin koşullarını düşününce bu tarz bir kafa yapısı epey mantıklı ve normal ama o günden bugüne biyologlar bu ırk teorisini alaşağı ettiler. 1945’ten bu yana yapılan araştırmalar pek çok farklı insan soyunun arasındaki farkların, Nazilerin öne sürdüğünden çok daha az olduğunu ortaya koydu.

Umarım bu yazı size faydalı olmuştur, sitemizi takipte kalmayı unutmayın 🙂

Kaynak

Hayvanlardan Tanrılara – Sapiens / Yuval Noah Harari

Okumaya Devam Et

Tarih

İnsanların farklı türleri var mıydı? Kardeşlerimiz kim? Biz kimiz?

Published

on

Ortak bir atadan evrimleşen türler cins adı verilen bir başlıkta toplanır. Aslanlar, kaplanlar, leoparlar ve jaguarlar, Panthera cinsinin altındaki farklı türlerdir. Cinsler de kendi içerisinde ailelere ayrılırlar, örneğin kediler (aslanlar, çitalar, ev kedileri), köpekler (kurtlar, tilkiler, çakallar) ve filler (filler, mamutlar, mastodonlar). Homo sapiens de bir aileye mensuptur.

Bu sıradan bilgi tarihteki en sıkı korunan bilgilerden biriydi. Homo sapiens uzunca bir süre ailesiz (kuzeni, kardeşi, ebeveyni olmayan) bir yetim olarak göründü ama bu durum böyle değil, büyük maymunlar adı verilen gürültücü ve büyük bir grubun üyesiyiz ve evet bizim de farklı türlerimiz vardı.

Diğer türlerimize ne oldu?

Günümüzde insanların türlerinden ( Homo habilis, Homo rudolfensis, Homo ergaster, Homo georgicus, Homo antecessor, Homo cepranensis, Homo erectus, Homo heidelbergensis, Homo rhodesiensis, Homo neanderthalensis, Homo sapiens idaltu, Arkaik Homo sapiens, Homo floresiensis.) sadece zeki olanlar yani homo sapiens yaşamaktadır. İnsan ırkının diğer türlerine olan şeyle ilgili birbiriyle çelişen iki teori bulunmaktadır.

( İnsan türlerine Wikipedia’dan ulaştık)

‘Irk Karışımı Teorisi’

Buna göre Afrikalı göçmenler dünyaya yayıldıkça diğer insan topluluklarıyla karşılaştılar ve bugünkü insanlar da bu karışımın sonucunda ortaya çıktılar. Örneğin Sapiens Ortadoğu ve Avrupa’ya ulaştığında Neandertallerle karşılaştı. Teoriye göre Sapiens Neandertal topraklarına yayılınca, iki insan nüfusu tamamen birleşene kadar birbirleriyle karıştılar. Eğer gerçek buysa bugünkü Avrasyalılar saf sapiens değil bir tür karışımıdır. Doğu Asya’ya ulaşan sapiens de benzer şekilde oradaki Erectus ile karışmıştır dolayısıyla Çinliler, Japonlar, Koreliler Sapiens Erectus karışımıdır.

Bunlar Kaçmaz:  Reform ve Otuz Yıl Savaşları

‘Yerine Geçme Teorisi’

Bu teoriye göre Sapiens ve diğer insanların farklı anatomileri vardı ve muhtemelen çiftleşme alışkanlıkları hatta vücut kokuları bile farklıydı, dolayısıyla birbirlerine cinsel ilgi duyma ihtimalleri düşüktü. Aynı zamanda bu iki tür çiftleşseler bile çocuk yapamazdı çünkü ikisinin genleri birbirinden çok farklıydı. Bu yüzden iki tür birbirlerinden tamamen bağımsız bir şekilde Neandertaller tamamen ölünce veya öldürülünce, genleri de onlarla beraber yok oldu. Bu görüşe göre Sapiens diğer türlerle karışmadan onların yerine geçti. Buna göre hepimiz “saf Sapiensler”iz.

Peki Sapiens’le diğer türler karşılaşmadılar ise diğer türler nasıl yok oldu?

Bu durumla ilgili iki olasılık düşünülüyor

1- Kaynaklar için verilen savaşın şiddetlenerek soykırıma dönüşmesi. Hoşgörü Sapiens’in baskın özelliklerinden değildi ve günümüzde bile insanlar farklılıklardan dolayı birbirine kin besliyorsa o dönemde Sapiens üstün zekası ve ileri seviye teknolojisi ile soykırım yapmış olabilir. (Sapiens’in suçu mu bilinmez ama gittikleri her yerde yerli nüfus tükendi.)

2- Sapiens’in diğer türlerin gıdalarını tüketmesi, zekası ve teknolojisi ile sayıca daha fazla çoğalması ve diğer türlere daha az besin diğer türlerin düşünce ölmesi. Kısaca doğal seçilim.

Günümüzde insanların diğer türleriyle ilgili yapılan çalışmalar devam ediyor. Hangi teorinin doğru olduğu ise sadece zamana bağlı.

Destek

Yazımızı beğendiyseniz sayfayı takipte kalmayı unutmayın 🙂

Kaynaklar

Hayvanlardan Tanrılara – Sapiens / Yuval Noah Harari

http://tr.wikipedia.org/wiki/İnsan

Bunlar Kaçmaz:  İtalya Faşist Devleti kuruluşu

Okumaya Devam Et

Tarih

Felsefeye Yeni Başlayanların Öğrenmesi Gereken 5 Büyük Filozof

Öncelikle buradaki sıralama kişiden kişiye değişebilir ama ben kendi ilk öğrendiğim ve şu an da önemli gördüğüm 5 filozofu burada sizlere derledim. Daha fazla bu tarz içeriklere ulaşmak için sayfayı takipte kalmayı unutmayın.

Published

on

Öncelikle buradaki sıralama kişiden kişiye değişebilir ama ben kendi ilk öğrendiğim ve şu an da önemli gördüğüm 5 filozofu burada sizlere derledim. Daha fazla bu tarz içeriklere ulaşmak için sayfayı takipte kalmayı unutmayın.

1- Sokrates

Listemize felsefenin patlamasına sebep olup yaşadığı dönemdeki en zeki insan olarak kabul edilen Sokrates ile başlayalım. Sokrates felsefi bir kuram ortaya atmamakla beraber sistemi eleştirerek filozof olarak kabul görmüştür.

Ahlak felsefesinin kurucusu olarak kabul edilen Sokrates’in yaşamının en belirgin olaylarından biri MÖ 399 yılında hakkında açılan davadır. Platon’un Sokrates’in Savunması adlı eserinde anlattığı kadarıyla Sokrates, şehrin tanrılarına inanmamak onların yerine başka tanrılar koymak ve böylece gençliği zehirlemekle suçlanır. “Gençleri yoldan çıkaran adam” olarak gösteriliyordu. Sokrates bu suçlamalar sonucunda ölüme mahkûm edilir. Sokrates, yazılı bir kaynak bırakmamıştır.

2- Platon

Sıralamada kronolojik olarak ilerlediğimizde 2. olarak Platon geliyor. Platon’un benim için önemli olmasının birçok sebebi var. Bunlardan bazıları Sokrates’in öğrencisi olması, ona olanları görmesi ve ilk defa ortaya felsefi kuram atması.

Sokrates’in öldüğünü gördükten sonra demokrasiye olan inancı büyük oranda azaldı aslında onun inancının düştüğü şeye *demagoji de diyebiliriz. Demokrasi yanlış bir karar verip cahiller Sokrates’i idam ettirince fikir anlayışı olarak otorite düşücelere kaydı. Felsefi düşüncelerini burada anlatmak çok güç olsa da bir tanesini kısaca anlatmak gerekirse mağara teorisinde insanların görmek ve inanmak istediği şeyleri görüp inandığından bahsediyor.

Felsefe için özel akademiler açmıştır ve “Devlet” gibi yazılı kaynaklar bırakmıştır.

*bir kimsenin ya da topluluğun duygularını kamçılayarak, okşayarak, ona ya da onlara gerçek dışı şeyler söyleyerek onu ya da onları kendine çekmeye çalışma.

3- Aristoteles

Sıralamaya Aristoteles’i koymasam olmazdı. Aristoteles’in eserleri bir zamanlar sorgusuz bir saygıyla kabul edilmekteydi. Galileo Dünya’nın Güneş etrafında döndüğünü açıkladığında sapkınlıkla suçlandı. Bunun nedeni İncil’e karşı çıkması değildi. Galileo Aristoteles’e karşı çıkma cüretinde bulunmuştu! Aristoteles Platon’un gizemli niteliği olmadan felsefeye katkıda bulunmuştur.

Aristoteles’in yazdıkları daha sistemlidir ve yazı tarzı daha sadedir. Okulda yazdığımız kompozisyonlardaki giriş gelişme sonuç bölümleri Aristoteles’ten çıkmıştır. Hayatına geçecek olursak Platon’un öğrencisiydi. Platon’dan birçok yönde ayrılıp düşüncelerini benimsemese de ona karşı düşmanca bir tutumu yoktur. Aksine, ona karşı çok sıcak bir hayranlık duygusu beslemiştir.

Platon öldükten kısa zaman sonra, MÖ 343 ‘de Makedon 2.Filip ‘in isteğiyle Makedonya sarayında Büyük İskender’e hocalık yapmıştır. Aristoteles eğitmen olarak 4 yıl görev yaptı ancak yaşadığı şeyler onu hiçbir zaman imparatorluk fikrine ısındırmadı. Aristoteles için ideal siyasi birim hep Yunan şehir devleti oldu. Aristoteles’in felsefesi ve düşünceleri Platon’da gördüğü eksikliklerden doğdu. “Form ve Madde”, ” Neden”, “Teoloji”, “Mantık” ve daha bir sürü konu hakında düşüncelerini belirtmiştir.

Bunlar Kaçmaz:  Reform ve Otuz Yıl Savaşları

Burada bu düşüncelerini yazı çok uzayacağı için açıklayamıyorum ama bir gün bu düşünceler hakkında yazı yazabilirim.

4- Descartes

Descartes yetenekli ve meraklı bir öğrenciydi. Sekiz yaşında okula başlayıp 8 yıl boyunca mantık, felsefe ve matematik öğrendi, Hassas bir çocuktu ve sıklıkla dinlenmek için geç vakitlere kadar yatakta kalması gerekiyordu. Descartes’in yine yatakta uzandığı bir sefer bir örümceğin ağ örmesini izleyerek koordinat geometrisinin prensiplerini bulduğu rivayet edilir.

Descartes daha sonra çoğunlukla Fransa’nın dışında olan askeri bir işe karar kıldı. Sağlığı pek iyi olmayan birisi için askeri bir meslek iyi bi tercih gibi görünmeyebilir ancak Descartes Almanya, Bavyera, Macaristan ve Bohemya’daki askeri hizmetleri görmüştü.

Descartes’in askeri hizmet için para kabul etmediği ve ordu hayatını matematik, felsefe ve müzik çalışmaları ile birleştirdiği söylenir. Descartes, sonunda kendisini bu hayattaki görevinin akıl yoluyla gerçekliği aramak olduğuna ikna eden çeşitli rüyalar görmüştür.

Descartes’in eserleri arasında “Dünya Üzerine İnceleme”, “Yöntem Üzerine Konuşma” gibi eserler vardır. Dünya Üzerine İnceleme adlı kitabının yayınlanmasını Galileo’nun yanlış şeyler öğretmek sebebiyle mahkum edilmesinin ardından erteledi. Kartezyen yöntem Descartes’in felsefi yöntemidir, Sistematik Şüphe Yöntemi, Beden ve Akıl, Tanrı’nın varlığının kanıtı üzerine düşünceleri ve felsefesi vardır.

Descartes’i çoğu kişinin tanımasının sebebi olan ve onun temel felsefesini açıklayan kelime “şüphe” dir herhalde. Çoğu kişi ise onu kendi ile olan aşağıdaki dialog ile tanır:

Evet, der Descartes, şüphe edilmeyecek bir şey var. Burada oturmuş her şeyden şüphe ediyorum. Eğer ben şüphe ediyorsam, ben var olmalıyım! “Düşünüyorum, öyleyse varım.” ( Cogito, ergo sum)

5- Nietzsche

Listemizin sonunda Nietzsche var. Aslında Nietzsche günümüzde olsaydı büyük ihtimal nefret ederdiniz, onun zamanında da öyleydi. Kimse onu ciddiye almıyor kibiri ve uyumsuzluğu yüzünden nefret ediyordu.

Kibir dedim çünkü Nietzsche’ye objektif baktığımızda egosunun gayet yüksek olduğunu anlayabiliyoruz. Kendisiyle aynı görüşte olmayanlara çekinmeden “ahmak” diyebiliyor. Aynı zamanda o kadar uyumsuz o kadar kendisiyle çelişiyor ki ilk yazılarında Sokrates’in akılcı ruhuna saldırırken sonraki dönemde yazdıklarıyla Sokrates’in akılcı bakış açısını ve Fransız Aydınlanması’nı yüceltti.

Ancak büyük düşünürlerin düşünceleri gelişir. Nietzsche sağlığının kötüleşmesi ve olaylara karşı duyduğu tiksinti yüzünden işini bıraktı ve göçebe bir hayat sürmeye başladı. Nietzsche bu zamanlarda Şen Bilim eseri ile “hayata düşman” olarak gördüğü Hristiyanlığa saldırır.

Bunlar Kaçmaz:  İnsanların farklı türleri var mıydı? Kardeşlerimiz kim? Biz kimiz?

Şunu bilmemiz önemli ki Nietzsche beş yaşındayken ölen babası papazdı ve evde aslında dindar bir hava vardı. Daha sonrasında Nietzsche zamanda defalarca tekrarlanan döngüler olduğu yönündeki fikrini geliştirdi: Olan bütün her şey kaçınılmaz olarak tekrarlanır.

Bu düşünce kendisine özel bir vahiy tarzında gelmiştir, bu düşünce onun dünyaya mesajıdır Nietzsche bu düşüncesini Farslı bilge Zerdüşt’ün ağzından “Böyle Buyurdu Zerdüşt” adlı eserinde dile getirmiştir (bu eser en bilindik eseridir.) Nietzsche daha sonra eski arkadaşı Wagner’e acımasızca saldırdı. Nietzsche’nin sonraki yazıları zihinsel dengesizliğini göstermeye başladı. Nietzsche 1889’da Basel’de bir kliniğe alındı. Buradan çıktıktan sonra Weimar’da kız kardeşi ile birlikte yaşadı. Nietzsche artık bilinen birisiydi, ama deli olarak görülüyordu. Deli olmasının sebebi olarak görülen bir hikaye aşağıdaki gibidir:

Nietzschenin deli olmasını tetikleyen olay: At olayı

Yolda giderken yürümediği için atını kırbaçlayan bir faytoncu gördü. Zavallı hayvan çok bitkin görünüyordu. Hiç gücü kalmamıştı. Atın hiç hali olmamasına rağmen, sahibi onu hareket ettirmek için hiç durmadan kırbaçlıyordu. 

Nietzsche gördüğü şey karşısında dehşete düşmüştü. Hızla oraya yaklaştı. Faytoncunun bu davranışını kınadıktan sonra, Nietzsche yere çöken ata yaklaştı, sarıldı ve ağlamaya başladı. Görgü tanıkları, atlara bir kaç kelimeyi mırıldandığını, fakat ne söylediğini anlayamadıklarını söyledi. Efsaneye göre filozofun son sözleri “Anne, ben bir aptalım” olmuştu. Tam o sırada bilincini kaybetti, zihni sonsuza kadar sürecek bir değişime uğradı.

O günden sonra Nietzsche’nin akli dengesini kaybetmesi tüm dünya çapında doktorları ve aydın kişileri şaşkına uğratmıştı. Konuyla ilgili her türlü spekülasyon yapıldı. Torino’da o sabah meydana gelen olayın en az üç versiyonu yazılıp çizildi. Fakat emin olunan tek şey filozofun asla eskisi gibi olmamasıydı.

Bu yazının kaynağı: https://aklinizikesfedin.com/nietzschenin-ata-sarilip-aglamasinin-nedeni/

Bu duruma Nietzsche’nin ünlü sözünü koyabiliriz.

“Her kim bir canavarla çarpışmayı göze alırsa, bir canavar olmayı da göze alsın. Çünkü karanlığa uzun süre bakarsanız, karanlık da sizin içinize bakmaya başlar.”

Friedrich Nietzsche

Sonuç

Bu sıralama tamamen özneldir ve değişiklik gösterebilir. Felsefede Kant, Marx, Epikuros, Locke gibi bir sürü önemli isim var ben sadece 5 ini verebildim. Umarım bir nebze yardımcı olabilmişimdir, sayfayı takipte kalmayı unutmayın 🙂

Kaynaklar

1- Wikipedia

2- Felsefenin Kısa Tarihi / Derek Johnston

Okumaya Devam Et

Tarih

Reform ve Otuz Yıl Savaşları

Katolik olan Kutsal Roma Cermen İmparatoru 2.Ferdinand ve bölgedeki protestanların çıkarttığı isyan sonucu çıkan bu savaşın asıl sebepleri, sonuçları ve başlamasında büyük önem taşıyan reform.

Published

on

Otuz yıl savaşları hakkında bir resim

Başlangıç sebebi

Otuz yıl savaşlarının başlangıç sebebi 1517-1648 yılları arası Avrupa’da ıslahat ve yenileşme anlamına gelen Reform yaşanmıştı. 16. yüzyıla baktığımız zaman Hristiyanlık, Katolik ve Ortadoks olmak üzere iki mezhebe bölünmüştür. Katolik mezhebinin merkezi Roma’da bulunan Vatikan’dır ve dini liderlerine ise Papa adı verilmiştir. Ortodoks mezhebinin merkezi ise İstanbul’daki Fener Rum Patrikhanesi’dir, dini liderlerine ise Patrik adı verilmiştir. Bu dönemde din, kilise tarafından tamamen insanları sömüren ve dini inançları kullanan bir kurum haline getirilmiştir. Rönesans’ın etkisiyle,  halk arasında özgür düşünceler harekete geçmiş ve Humanizm (insan sevgisi) ön plana çıkmıştır. Rönesansın verdiği düşüncelerden yola çıkan Martin Luther adlı cesur kişi (Aynı zamanda Jean Calvin de ona eşlik etmiştir.) 1517 yılında Roma’ya yaptığı bir yolculukta kilisenin insanları sömürdüğünü, din adamlarının güç için dini duyguları kullandıklarını fark etmiştir. Kilise’ye olan inancını tamamen yitiren Martin Luther, Almanya’ya döndüğünde 95 maddelik bir metin hazırlamış ve kilisenin duvarına asmıştır. Bu 95 maddenin özü ise şunlardır:

Martin Luther’ın 95 Maddesi

1)- Tanrı ve kul arasına kimse giremez.

2)- Günahları sadece Tanrı affedebilir.

3)- Papalığın af yetkisi bulunmamaktadır.

4)- Endüljans (Orta Çağ Avrupasında bir tür günah çıkarma ve ölümden sonra cennete gitmek için Papa’nın sattığı af belgesi) belgesi satan din adamları sahtekar ve suçludur.

Reformun sonuçları

1) Avrupa’da mezhep birliği bozuldu. Katolik ve Ortodoks mezhepleri yanında Protestanlık, Kalvenizm ve Anglikanizm mezhepleri ortaya çıktı.

Bunlar Kaçmaz:  İnsana Tapan Dinler: Liberal, Sosyalist ve Evrimsel Hümanizm

2) Kilisenin kontrolü ve baskısının sonucu ortaya çıkan skolastik düşünce yerini araştırmacı ve sorgulayıcı bilim anlayışı olan pozitif düşünceye bıraktı.

3) Avrupa’da mezhep savaşları başladı.

Otuz Yıl Savaşları

Katolik ve Ortodoks mezheplerinin parçalanması sonucu halen Avrupayı katolik mezhepler çatısı altında toplamaya çalışan hükümdarlar vardı. Kutsal Roma Cermen İmparatoru 2.Ferdinand’ın da Protestanlığı yıkıp Katoliği tekrar ilan etmek istemesi sonucu İmparatorluğun içinde bulunan protestan vatandaşlar isyan çıkartmaktadır. Savaşa dönüşen bu isyan sonucunda taraflar aşağıdaki gibidir:

Katolikler: Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu ve İspanya

Protestanlar: Kutsal Roma’nın içindeki prenslikler, Hollanda, Danimarka, İsveç ve Fransadır.

İşin ilginç kısmı ise katolik bir devlet olan Fransa karşısında güçlü bir Alman devleti bırakmamak için Protestanlığa geçmiştir.

Not: Fransa ve Danimarka savaş sonradan dahil olmuştur ve savaş Kutsal Roma lehine giderken onlar katılınca durum tam tersine dönüşmüştür.

Not: Savaşın adı savaş tam otuz yıl sürdüğünden gelmiştir.

Savaşın sonuçları

Savaş sonucunda kaybeden katolikler ve kazanan protestanlar arasında Vestfalya antlaşmasını imzalamıştır.

Bunun sonuçlarında;

1) Kutsal Roma parçalanıyor. İtalya ve Almanya’da prenslikler çıkıyor.

2) İspanya sömürgelerini kaybediyor.

3) Hollanda ve İsviçre bağımsızlık alıyor.

4) Fransa kömür yatakları zengin olan alsas loreni Kutsal Roma’dan alıyor. (Vestfalya antlaşması sonucu Almanya ve Fransa arasındaki alsas loren sorunu 1648’den 2.dünya savaşına kadar devam ediyor.)

haritadaki kırmızı yer

5) Otuz yıl savaşlarından sonra Fransa Avrupa’nın süper gücü oluyor.

Bunlar Kaçmaz:  Reform ve Otuz Yıl Savaşları

6) Katolik olan Fransa’nın protestanların yanında savaşması sonucunda Avrupa’da modern diplomasi anlayışı ortaya çıkıyor yani devletler artık dine göre değil çıkarlarına göre savaşlarda yer alıyor.

7) Fransa’da merkezi otoriteyi yükselten bu olay sonrasında da Fransız İhtilali yaşanacak.

8) Otuz yıl savaşları sonucu diğer devletlerden geri kalan İtalya ve Almanya sömürecek alan kalmadığından gözlerini İngiltere ve Fransa’ya göz dikecek (Aynı zamanda İtalya onların hedeflerine) ve 1.Dünya savaşı başlayacaktır.

Bir diğer tarih yazımız olan “İngiltere Bayrağı Hakkında Az Bilinenler” isimli yazı için tıklayın.

Okumaya Devam Et

Tarih

İngiltere Bayrağı Hakkında Az Bilinenler

Published

on

Birleşik Krallık, Büyük Britanya ve İngiltere birbirinden farklı bayraklara sahiptir. Bu hâlâ bazı kesimler tarafından karıştırılan bir konudur. Bu konuyu daha iyi anlamak için bunların coğrafi konumunu ve ne olduğunu bilmemiz gerekiyor. Aynı zamanda Büyük Britanya’nın da ne olduğunu bu yazımda anlatacağım.

Birleşik Krallık, Büyük Britanya ve İngiltere

Bölgenin ayrımı

İngiltere sanılanın aksine aslında haritadaki yeşil bölge, Birleşik Krallık ve Büyük Britanya ise İngiltere’nin diğer ülkelerle birleşimi yani bölgesel bir şeydir.

Birleşik Krallık:

İngiltere(England),Galler(Wales),İskoçya(Scotland) ve Kuzey İrlanda(Northern Ireland)’nın birleşimidir ve ekonomiksel bir örgüttür yani Avrupa Birliği gibi bir birliktir. Büyük Britanya ise tarihteki birçok krallık gibi bir krallıktır, bölgedeki ülkelerin hepsinin birleşimidir. Birleşik Krallık ve Büyük Britanya siyasi bir yapılanmadır.

Peki ya bayraklar?

bayrakların oluşumu

Günümüzde İngiltere’nin bayrağı beyaz desen üzerine kırmızı haç işaretidir. İngiltere’nin İskoçya ve Galler(Galler fotoğrafta yok) ile birleşimi Birleşik Krallık ve Birleşik Krallığın İrlanda ile birleşimi ise Büyük Britanya’yı yapıyor.

Britanya nedir?

Britanya adanın coğrafi adıdır.

Neden Büyük Britanya?

Britanya coğrafi bölgesinin birleşip tek bir ülke haline gelmesinden dolayı adı Büyük Britanya’dır.

Büyük Britanya Bayrağı değişişimi

Normalde İngiltere’nin bayrağı beyaz bir arkaplan üzerinde bulunan kırmızı St. George haçıdır. İskoçya’nın bayrağı ise mavi bir arkaplan üzerinde bulunan St. Andrew haçıydı. 17. yüzyılın başında bu iki devletin birleşmesiyle, 1606 yılında bu ikisinin karışımı olan yeni bayrak kabul edildi. İki asır sonra yani 1800 yılında İrlanda ile yapılan birleşme akti ile 1801 yılında İrlanda Britanya’ya Katıldı. İrlanda’nın bayrağı, beyaz arkaplan üzerine St. Patrick haçıdır. Aynı şekilde bu bayrak ile Britanya’nın bayrağı 1801 yılında birleştirilerek, hala günümüzde kullanılan Britanya bayrağı kabul edilmiş oldu.

Britanya Bayrağı
İskoçya Britanya’da olmayınca Britanya Bayrağı
Kuzey İrlanda olmadan Britanya bayrağı

Bir diğer yazımız “Felsefeye Yeni Başlayanların Öğrenmesi Gereken 5 Büyük Filozof” için tıklayın.

Bunlar Kaçmaz:  Reform ve Otuz Yıl Savaşları

Okumaya Devam Et

Popüler